Minimal invaziv ayak cerrahisi, son 10 yılda İtalyan ve İspanyol ayak cerrahları tarafından geliştirilen ve klasik açık ameliyatlarla tedavi edilen ayak problemlerinin kapalı yöntemlerle tedavi edilmesini sağlayan yenilikçi bir yaklaşımdır. Bu yöntemlerde, klasik ameliyatlardan farklı olarak, gelişmiş teknolojik aletler kullanılarak ameliyatlar gerçekleştirilir. Yaklaşık 2-3 mm’lik küçük insizyonlar açılarak, özel cihazlar yardımıyla kemiğe ulaşılır ve kemik üzerindeki işlemler yumuşak dokulara zarar vermeden yapılır.
Bu teknikler sayesinde yara iyileşme problemleri, enfeksiyon riski, hastanın yere basma süresi ve ayakkabı giyme sürelerinde önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Minimal invaziv yöntemlerle yapılan ameliyatlarda hastalar daha hızlı bir şekilde yere basabilmekte ve ayakkabı giymeye çok daha kısa sürede geçebilmektedirler.
Minimal invaziv ayak cerrahisi eğitimi, Avrupa’daki birçok klinikte verilmektedir ve ülkemizde de bu eğitimlerin yapılabilmesi için gerekli sertifikalar tarafımızdan tamamlanmıştır. Son iki yıldır aldığımız eğitimler ve tamamladığımız sertifikalarla biz de minimal invaziv cerrahi işlemlerine başlamış bulunmaktayız.
Minimal invaziv yöntemlerde, ayak cerrahisi açık ameliyatlardan farklı olarak kapalı bir şekilde yapılmaktadır. Bu yöntemlerde, ameliyat bölgesine 2-3 mm’lik küçük delikler açılarak, yeni teknolojik enstrümanlar yardımıyla kemik deformiteleri ya da tendon sorunları düzeltilir. İşlemlerin kapalı olarak gerçekleştirilmesi sayesinde, hastalarda yara iyileşmesi, ayakta gelişen ödem ve enfeksiyon gibi sorunların daha az görüldüğü bilinmektedir.
Kapalı yöntemlerde, açık bir insizyon olmadığı için hastalar ameliyattan yaklaşık 15 gün sonra yere basabilme yetisini kazanmakta ve 4 hafta içinde ayakkabı giymeye başlayabilmektedirler. Açık cerrahiye kıyasla kapalı yöntemlerde hastaların istirahat süresi azalmakta ve açık yara olmadığı için ödem ve enfeksiyon riski de önemli ölçüde düşmektedir.
Minimal invaziv ayak cerrahisi yöntemleriyle, halluks valgus (baş parmak çıkıntısı), çekiç parmak, bunionette (beşinci parmak çıkıntısı), metatarsalgia, Haglund deformitesi ve aşil tendon problemleri başarıyla tedavi edilebilmektedir. Ayrıca, pes planus (düz tabanlık) cerrahisinin bazı aşamalarında da minimal invaziv yöntemler kullanılabilmektedir.
Klasik yöntemle baş parmak çıkıntısının tedavisinde, birinci parmağın eklem yüzeyine yaklaşık 5-6 cm uzunluğunda bir açık insizyon yapılır. Bu insizyon sayesinde kemiğe ulaşılır ve kemik ile eklem düzeltmeleri açık cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilir.
Minimal invaziv yöntemlerde ise açık insizyon yerine, röntgen cihazı yardımıyla işaretlenen bölgelerden yaklaşık 3-4 mm’lik küçük kesiler yapılır. Bu kesiler aracılığıyla kemiğin üzerindeki düzeltmeler gerçekleştirilir ve gerekli implantlar kapalı bir şekilde yerleştirilir.
Halluks Valgus cerrahisinde en sık görülen komplikasyonlardan biri olan yara iyileşmesi ve ayakta şişlik gelişmesi gibi sorunlar, minimal invaziv yöntemlerle büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Açık bir yara olmadığı için enfeksiyon ve yara kapanma problemleri yaşanmaz. Ayrıca, yara iyileşme süresi olmadığı için hastalar ameliyattan yaklaşık iki hafta sonra terlik, dört hafta sonra ise spor ayakkabı giyerek normal hayatlarına hızla dönebilirler.
Minimal invaziv yöntemlerin, geleneksel ameliyatlardan farklı olarak açık yaraların olmaması, bu yöntemi diğerlerinden üstün kılmaktadır. Açık yaraların olmaması, kozmetik açıdan daha iyi sonuçlar sağlarken, yara iyileşmesi ve enfeksiyon riski de büyük ölçüde azalır. Bu yöntem sayesinde hastalar, yara iyileşmesi ile ilgili herhangi bir sorun yaşamadan, çok daha etkin bir tedavi sürecinden geçmektedirler.
Minimal invaziv cerrahilerde, açık yara bulunmaması kozmetik sonuçları olumlu yönde etkilerken, enfeksiyon ve yara iyileşmesi sorunları da minimum seviyede kalmaktadır. Ayrıca, bu yöntemle yapılan ameliyatlardan sonra hastalar, iki haftalık istirahatin ardından terlik giyerek, dördüncü haftadan sonra ise spor ayakkabı ile yere basarak normal yaşantılarına hızla dönebilirler.
Klasik cerrahi yöntemlerde, yara iyileşmesi süresince ayakkabı giyimi ertelenebilir ve dikiş bölgesindeki sürtünmeye bağlı olarak rahatsızlıklar yaşanabilir. Ancak minimal invaziv yöntemlerde bu tür sorunlar görülmez. Yine bu yöntemle yapılan ameliyatlarda, inflamasyon ya da ayak şişliği gibi komplikasyonlar çok daha az yaşanır.
Minimal invaziv cerrahi sonrasında hastalar, normal yaşantılarına dönerek tüm fonksiyonlarını yaklaşık üç ay içerisinde geri kazanabilmektedirler.
Çekiç parmak problemi, küçük parmaklarda ortaya çıkan tendon dengesizliği sonucunda parmakların şekil bozuklukları oluşturmasıyla tanımlanan bir durumdur. Açık cerrahi ile yapılan tedavilerde, tendonlar üzerinde dengeleyici cerrahiler ve eklem yüzeyine yerleştirilen çeşitli implantlar yardımıyla düzeltmeler gerçekleştirilir.
Minimal invaziv yöntemlerde ise bu tendon dengeleme işlemleri kapalı olarak yapılır. Özel enstrümanlar sayesinde tendonlar üzerinde büyük insizyonlar (yaralar) açılmadan, kapalı yöntemle tendon dengelemesi sağlanır. Bu yöntemin en büyük avantajı, yara iyileşme sürecine ihtiyaç duyulmaması ve hastaların çekiç parmak ameliyatı sonrasında hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönebilmesidir.
Ameliyat sonrası hastalar, 15 günlük bir istirahatin ardından terlik giymeye başlayabilir ve 4 hafta sonunda spor ayakkabıları ile günlük aktivitelerine geri dönebilirler. Kapalı yöntemlerle yapılan çekiç parmak cerrahisinde, açık cerrahiye kıyasla şişlik, inflamasyon ve enfeksiyon gibi komplikasyonlar daha az görülmektedir. Özellikle şişlik probleminin çok az olması, ayakkabı kullanımına daha hızlı geçiş yapılmasını sağlar.
Metatarsalgia, tarak kemiklerinin yer değiştirmesi sonucunda ayak tabanında oluşan ağrılara verilen isimdir. Klasik tedavi yöntemlerinde, cerrahi müdahale sırasında açık insizyonlar yapılarak tarak kemiklerinin yönlerini değiştirmeye yönelik kemik kesileri gerçekleştirilir.
Minimal invaziv yöntemlerde ise aynı kemik kesileri, kapalı tekniklerle yapılır. Ciltte yaklaşık 2-3 mm’lik küçük insizyonlar açılarak özel cihazlar yardımıyla kemiklerde gerekli düzeltmeler sağlanır. Bu yöntemin klasik yöntemlerden farkı, genellikle açık cerrahide kullanılan kemik tespit vidalarına minimal invaziv yöntemlerde ihtiyaç duyulmamasıdır.
Minimal invaziv cerrahi sonrasında yapılan küçük kesiler, hastaların 10 günlük istirahat döneminin ardından yere basmasıyla fizyolojik olarak iyileşir. Bu yöntem sayesinde, tarak kemikleri doğru açıyla iyileşir ve basınç yardımıyla iyileşme süreci hızlanır. İşlem sonrası hastalara 10 günlük istirahatten sonra özel sert tabanlı bir ayakkabı giydirilir ve bu ayakkabı ile 4-6 haftalık bir takip süreci geçirilir. Altı haftanın ardından hastalar spor ayakkabı ile yürümeye başlayabilir.
Hastaların iyileşme süresi yaklaşık 4 ay sürmektedir. Minimal invaziv yöntemin en büyük avantajlarından biri, kemik tespit implantlarına ihtiyaç duyulmamasıdır. Ayrıca, enfeksiyon, yara iyileşmesi ve ödem gibi komplikasyonların daha az görülmesi bu yöntemin bir diğer avantajıdır.